sced487-blog5

Mart 24, 2007

merhabalar;

“ÖZ” neden çok önemli. bir şeyin “ÖZ”  ünden uzaklaştıkça neler oluyor. her düşüncenin kendince bir “ÖZ”  ü olduğu çok doğru. . matematik veya fizikte öğretilen bir konunun “ÖZ” ü nü öğretmek çok gerekli.YA İNSANOĞLUNUN ÖZÜ HAKKINDA NE DEMELİ. acaba yaşamımız insanın kendi “ÖZ” üne ne kadar uygun.

insanlığın özü savaşmı yoksa barış mı? insanlığın özünde rekabet mi yoksa yardımlaşma mı var? insanoğlu “ÖZ” de her türlü farklılıkları – renk , ırk ,dil , din , kültür , coğrafi, vb -  savaş ve rekabet için mi kullanmalı  yoksa farklılıkların “ÖZ” ünde  insanların kaynaşması ve beraber olması için  güzellikler mi var.  insanların normal distribution grafiklerinde başta , ortada ve sonda olmalarının “öz” de ne sakıncası var ki?

her durumda hepimiz ne başta(az başarılılar)  ne ortada ( normal başarılılar)  ne de sonda (çok başarılılar)toplanamayacağımıza göre nerde olmanın insanın “ÖZ” ünde ne önemi var.

 bence insanlığın içine düştüğü ters düşünce rekabet anlayışımızdır. insanoğlu kendini rekabet etmek zorundaymış gibi düşünüyor. evrim teorisinin canlıların önce basit yapılı bir hücreden sonra birbirlerinden  türeyerek meydana geldiği fikrinin  ”ÖZ” ünde savunageldiği “zayıfların hayat piramidinden düşeceği ve yok olacağı, yaşamda sadece güçlülere yer olduğu ” düşünce si bizi u hallere düşürdü.

halbuki doğanın kendisi bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu bizlere gösteriyor. hayvanlar aleminde açlıktan ölenler zayıflar değil aslanlardır. aslanların %60 ı açlıktan ölürken  genelde aslan ve benzeri hayvanlar tarafından avlanan çok zayıf hayvanlar var ki  hiçbir zaman yok olma tehlikesi altında değiller. tabii maksat avrupanın sömürgeciliğine bir kulp bulmak olunca evrim gibi mantıktan ve insanın “ÖZ” ünden uzak şeyler – düşünce bile demek istemiyorum- kendine bilim ve tarihinde malesef yer buluyor. her neyse……

bizler  sanki eğrinin en sağında olmanın bir suç ve ayıplanacak bir durum olduğunnu düşünmeye başladık bu rekabet çağında…. 

 yaşam da belli bir özüre sahip olanların bu eğride en dip sınır olması sanki onların suçu.

bana hitler almanyasında anne karnında veya  daha 1-2 yaşlardayken bir özrü olanların öldürülerek toplumun gen havuzunda sakatlığın ve özürlülüğün  yok olmasını istemeleri geldi. işte insanlık kendi “ÖZ” ünden uzaklaştıkça ne seviyelere düşüyor.

bence özürlü olanlar belirli bir engeli olanlar değildir. özürlüler o kimsedirler ki  başkalarını kendilerinden aşağıda görenler ve bu tarz eğrileri gurur veya aşağılama nedeni yapanlardır.

rekabet ve oyun….. 

bu hafta “ÖZ” konusuna takıldım  heralde. başka açıdan “ÖZ” kavramı üzerinde düşündüklerimi pred 485 dersinin blogunda da yazıya döktüm. okumak isteyenler için:  

 http://kayabarbaros.wordpress.com/

sced487-4.blog

Mart 22, 2007

selamlar;

artık hızla uygulamalara giriyoruz. daha yaratıcı olmaya başladık. hep oyun hep oyun nereye kadar devam edecek diyede merak ediyordum. bu hafta anladım ki dersin gittiği yer zannettiğimden daha güzel olacak.

yine hareketli bir oyun. max ebeleme . sabahın ilk derslerinde tüm arkadaşların uykusu açılıyordur herhalde. derse motivasyonda çabası. bence bir oyunun sadece böyle tek hedefinin olması bile yeter.

haftanın blog larının değerlendirilmesi çok önemli geliyor bana. değerlendirmeler de yerinde olunca bizim yazılarımıza verdiğimiz önem artıyor. ilk ders de sınıf içinde konuşulan bir konuda ortaya konan çeşitli düşünceler tahtaya yazılmıştı . sonra o da konuşulur olmuştu. ben aslında bizim kendimize göre konuşulanları ve ders de yapılanları gereklilikleri ile not almamız gerektiğinden ama biz bu konuda tembellik yaptığımızdan hocanın tahtaya yazmak durumunda kaldığından bahsetmiştim. işte geçen hafta ya kadar ben dersde not almaya çalışmıştım. bu hafta ki ders de aklıma gelen blogda işlemeyi düşündüklerimi not almadım. maalesef  şu anda yapılanlardan başka birşey gelmiyor :(

en son yaptığımız tasarım ve sonrasındakiler tam kelimesiyle harikaydı. bence oyun baştan sona yaratıcılıkla ilgiliydi. önce kağıtlardan bir tasarım , sonra biraz hayalgücü ile tanımlamalarda tasarım , daha sonra da kelimelerde tasarım. baştan sona harika. tek eksiği zaman bir hayli sıkışmıştı. dersin sonuna denk geldi ve üzerinde konuşamadık. umarım bu hafta kaldığımız yerden devam ederiz.

tasarım deyince inanç beyin e-posta ile gönderdiği ramazana ait blog aklıma geliyor. tam bir tasarım örneği. oyun tasarlanır , resim tasarlanır , yazıda tasarlanır her şey gibi. amacı var , tarzı var . ramazanı gerçekten tebrik ederim. okumayan varsa (tabii bu yazıyı pkursanız) bence mutlaka okumalı. çok etkili.

sced487-ders3

Mart 10, 2007

selamlar;

bu haftada oyunlara devam. enerji aktarımı oyunlarını gerçekten tuttum. farklı amaçlar için geliştirilebilirler. yeni oyunlarda üretilebilirler. genelde içinde hız faktörü olan yani kim daha önce bitirecek tarzındaki oyunlar hem ilgi çekici hemde çok eğlenilen oyunlar oluyorlar.

benim küçüklüğümde televizyonda bir çocuk programında yayınlanan “hareket edin, hareket edin, koşun, zıplayın, yürüyün, hareket edin ” sözleriyle söylenen bir çocuk şarkısı vardı. bazı oyunlar zekanın ön planda olduğu oyunlar olurken bazıları gerilimin bazılarında da kişisel becerilerin ön planda olduğu oyunlar oluyor. kişisel bir tercih olabilir ama hareketin heyecanla birleştiği oyunlar bir başka oluyor. zincir oyunu gibi.   bu husus yapacağımız oyunlarda mutlaka düşünülmeli diye düşünüyorum.

bu oyun (zincir) bizim küçüklüğümüzde oynadığımız oyunlara benziyordu. ama benim bu ders  de hoşuma giden husus; genelde  bilinen oyunların bireyin (çocuk) bedensel ve ruhsal gelişimlerinde ki öneminin yanında her bir oyunun kendine has ayırt edici özelliklerinin bireye nasıl ve ne tür kazanımlar verebileceğinin üzerinde durulması. sosyalleşme, takım ruhu , liderlik, vb….

eğitimde ders planının iyi hesaplanarak yapılmasının önemini de gördüm bu hafta. grupları nasıl oluşturacağımız , dışarıda oynanan oyunda yaşanılan sıkıntı – kesinlikle eleştirmek maksadım yok- bana ders oldu. üniversite seviyesindeki insanlar belki dert etmezler ama ilköğretimde böyle bir durum öğretmeni zorlar ve daha çok yorulmasına neden olurdu. moral olarakta bir sıkıntı yaşayacağını düşünüyorum. sizin canınız sağolsun hocam :) ))

kasap hırçın , polis şüpheci , terzi ölçülü, peki öğretmen? üzerinde düşünmeye devam.

sced487-ders2

Mart 3, 2007

merhabalar;

ilk dersde dersin tanımı olan “Designing Educational Play Experiences ” da üzerin durduğumuz play kelimesinin game terimi ile tartışılmasının yerine bu hafta farkettim ki experiences kelimesi üzerine vurgu oldu. işin aslı bu terimin (terim diyorum çünki bir başlık içinde yüklendiği özel bir anlamı var gibi geliyor.)  “isim-tecrübem” oyunu öncesi anlatılan anlamını anlayamadım.

öz-essence  konusu çok derin bir konu. ama tartışılmasınında çok gerekli olduğuna inanıyorum. kuru sıkı şeklinde değilde tavsiye edilen bir makale veya bir kitapçık okuması üzerine olması tartışmanın verimliliğini artıtır.

sırt sırta bilgi aktarımı ve isim-tecrübem oyunu;  bilgi, iletişim , bilginin kalıcılığı - deformasyonu ,  hangi bilgi çeşit ve ifade yöntemleri daha uzun süre yaşam hakkı bulur gibi bir çok soru ve düşünceyi bende geliştirdi. “sırt sırta”  oyunu fonksiyon konusunu anlatmak için çok güzel bir örnek olarak geliştirilebilir. ders de bilinmeyen sayı olarak kullandığımız “X” kavramının öğretilmesi ile ilgili acaba nasıl oyun geliştirilebilir diye aklıma geldi. bir fikri olan paylaşırsa sevinirim eğer bende bulursam sizinle paylaşırım.

arkadaşlardan bir ricam olacak; blog yazıları çok uzun olduğundan dersde kayıtlı da çok öğrenci olduğundan hepsini okumada zorlanıyorum. gazetelerde köşe yazarlarının nasıl kelime sınırlaması varsa bizde prensip olarak belirli bir sayı olmasada düşüncelerimizi daha öz ve dolgun olarak yazmada anlaşabiliriz. teşekkürler.

sced487.ilk ders

Şubat 27, 2007

selamlar;

ders benim için çok zevkli ve öğretici oldu. oyunlar çok zevkliydi.  oyunlar dönüşü sınıfta yoğun pozitif enerji nin varlığını gözlemledim.

ders hakkında; dersin adından anlaşılan  içeriği mesleki alanda çok faydalı bir konsept. Designing Educational Play Experiences. bence bu dersi alanların öğretimde çeşitli eğitimsel oyunların oynanabileceğine inanması ve benimsemiş olması gerekiyor. bu ders işleyiş açısından eğitimsel oyunun ne kadar önemli ve faydalı olduğunu bizzat gösteriyor. ve kullanabileceğimiz (birazda geliştirebileceğimiz) oyunları uygulamalı olarak gösteriyor. oyunlarda bizzat katılan olduğumuz ve sonuçlarını da gözlemlediğimiz için kendi mesleki uygulamalarımızda hem daha rahat ve geliştirerek ortaya koyabileceğiz. bence dersin en önemli başarısı kalabalık sınıf ortamında bile sorunsuzca uygulamaları yapabilmemiz. öğretimde oyun ilk defa tanıştığımız bir konsept değil ama şimdiye kadar hiç uygulamasını ve örneklendirmesini yapamamıştık. mezun oluyorum ve bu dönemdeki dersler dahil şimdiye kadar (bu ders hariç- bu dersin ilk yılı galiba) böyle bir ders almamıştım. (fizik öğretmenliği bölümü için öğretimde lab kullanmayı çok konuştuk ama malesef hiç lab derside alamadan mezun oluyoruz.) bu okul için teoriyi iyi öğreniriz ama pratik az derlerdi kazanmadan önce. doğruymuş.

dersden hiç kopmadım ve bunu oyunlara bağlıyorum. dersin ortasında konseptle ilgili oyun için çıkmamız ilginin devamlılığını sağladı. dersde katılımın çokluğuna neden oldu.
ders (teori) – oyun (lab , deney, ilgili çalışma veya oyun) – ders (yapılan işlevin kritiği ve gelecek derse hazırlık).
ben bu stili beğendim ve mutlaka deneyeceğim.

tahtaya yorumları yazmak üzerine konuşulanlar da benim için çok öğretici oldu.
 farkettim ki bende bunu yapıyorum ama bu işin nedenleri,faydaları ve nasıl olması gerektiği hakkında bir farkındalılık içinde değildim. bunun üzerine de düşündüm ve kendimce bazı sonuçlara vardım.

dersin faydalı olacağına inanıyorum ve sayın inanç beyin kişisel
tecrübelerinden çok yararlanacağımı umuyorum.

kendisine kendisini bize açtığı için teşekkür ediyorum.

sced487

Şubat 25, 2007

merhaba;

sced 487   için buradayız. herkes için güzel bir dönem olmasını diliyorum.

yeni zamanlarda ve yeni konularla buluşmak umuduyla.


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.